Anasayfa Felsefemiz Temel Bilgiler Ürün Analizi Ürünler
Etki Maddeleri Kozmetik Enstitüleri Sorular Dikkat INCI
Belgeler Literatür Linkler İnternetten Satış İletişim
TEMEL BİLGİLER

DR. BAUMANN COSMETİC esasında şimdiye kadar tanıdığımız kozmetik markalarından farklıdır. Bunu anlayabilmek için küçük ama esaslı fizyolojik ve bio kimyasal temel bilgilere ihtiyaç vardır. Ne yazık ki bu bilgiler her kozmetik okulunda öğretilmiyor.Oysa uzman bir kozmetikçi için, iş yolunda kuşanabileceği asla vazgeçemeyeceği ve bu anlamda doğru kozmetik preparatların seçiminde önemli bilgilerdir bunlar. Zira şu bir gerçektir; ürünler ile birlikte uzmanların vereceği bilgiler, bir Kozmetik enstitüsünün ticari başarısının temelini oluşturur. Özellikle de değişik kalitelerde her türlü kozmetik ürünlerin dolup taştığı bir piyasada, bir çok kozmetik firmalarının gittikçe artan pazarlama veya paketleme endüstrisine yönelik değişim prosedürlerinde, hatta çok az sayıda araştırma bölümü içeren firmaların bulunduğu bir zamanda,üstelik doğru bilgiler içermeyen kozmetik reklamların başı çektiği bu zamanda esaslı bir bilgilenme inkar edilemez bir gerçektir.                                                                                        Aşağıda, eksiksiz veya tam diye bir iddiada bulunmadığımız, en önemli temel bilgileri özet halinde sunuyoruz.

Alerji ve kabul edilmeme reaksiyonlarına yönelik temel bilgiler.

Reaksiyon vakaları her kozmetikçi ve müşteri için hoş olmayan bir durumdur. Alerjik hastalıklar, son yıllarda gittikçe artmaya başladı. Bir çok kozmetik sanayi ürünleri bu olumsuz gelişmede masum değildir. Zira kozmetik ürünlerinde alerji tetikleyici bir çok içerik maddeleri bulunmaktadır. Bu sebepten uzman bir kozmetikçiye düşen vazife endüstri ve tüketici arasında, önemli bağı oluşturmak olacaktır. Böylece bilinçli yaklaşımı ile, arka planda kalan, kritik soruları meydana çıkarmak suretiyle kendisi ve müşterileri için mümkün olan güveni sağlayacaktır. Sorumluluk sahibi uzman bir kozmetikçi, alerjik reaksiyona sebep olabilecek tüm detayları bilmeli ki, mümkün olduğu kadar bunlardan kaçabilsin.

Esasında organizmanın, yabancı teşhis ettiği her madde alerjik reaksiyonu tetikleyebilir. Bir madde vücuda ne kadar yabancı ise organizmanın onu dışlaması o kadar olasıdır. Aksine kozmetikte, cilt ile özdeşleşmiş içerik maddeleri ne kadar fazla ise alerjik bir reaksiyonun görülmesi olasılığı da o kadar azdır.

Bilimsel araştırmalar hangi kozmetik içerik maddelerinin daha fazla alerjik reaksiyona sebep olduğunu ve hangilerin vücuda duyarlı olduğunu göstermiştir. Tıbbi Dermatoloji Standart Eğitim kitaplarında, parfüm maddelerinin ve kimyasal konserve maddelerinin en sık rastlanılan alerji tetikleyicileri olduklarını okuyabilirsiniz. Fakat ne yazık ki, kozmetikada kullanılan bu maddelerin cildin korucu bariyer tabakasını geçerek cilde hapsedildiğini düşünürseniz, gittikçe kozmetikaya bağlı ve gittikçe artan alerjilere, artık şaşırmamanız gerekir. Dikkat! Parfüm ve konserve katkı maddeleri içeren bir ürünü kullandığınız ve iyi tolere ettiğiniz halde, hastalığı tetikleyecek prosedür (hassasiyet) cilt içerisinde çoktan başlamış olabilir. Hepimiz uzun zaman kullanılan bir ürünün birden tolere edilemediği hadisesini biliyoruz. Uzman bir alerjiolog için bu hadise hiç de şaşırılacak bir olay değildir. Zira, vücudun hassasiyet dönemini tamamlayarak alerjik reaksiyon göstermesi günler, haftalar, aylar hatta yıllarca sürebilir. Kişi, parfüm ve  kimyasal konserve maddeleri içeren bir ürünü cildine sürmeye devam ettiği halde görünüşte ürünler cilde iyi geliyor olabilir. Halbuki cildin içerisinde çoktan alerjik hastalık gelişmeye başlamış olabilir.

Kozmetikada en sık rastladığımız INCI işaretli kozmetik maddeleri hangileridir?  "Paraben" ve bunların kimyasal bağlantıları olan "Methylparaben", "Butylparaben", "Proplyparaben" ve "Ethylparaben" en sık rastlanılan maddelerdir. Fakat "Methyldibromoglutaronitrile", "Imidazolidinyl Urea" ve "Diazolidinyl Urea" gibi maddeler de kimyasal katkı maddeleridir. Halbuki Urea diğer ismiyle üre, cilt bakımı ürünlerinde bulunması gereken mükemmel bir maddedir.
Diğer kullanılan kimyasal katkı maddeleri şunlardır; "Sodium Benzoate", "Phenoxy Ethanol", "Cetylpyridium Chloride", "Benzoic Acid", "Chlorehexadine", "Methylchloroisothiazollinone", "Methylisothiazollinone and "Triclosan".

Ürünlere yönelik en iyi uyumluluğu elde edebilmek ve bunları mümkün olduğu kadar fazla kişilerin hizmetine sunmak için, en sık rastlanılan bu alerji tetikleyici maddeleri kozmetik adan çıkartmak gün gibi ortadadır! Ancak kozmetikada parfüm kullanılmaksızın ürünlerin nötr ya da güzel kokmasını sağlamak ve kimyasal katkı maddeleri içermeyen özel ürünleri yeterince dayanıklı kılmak, emek gerektiren araştırmalar ister. Özellikle Lipozomlu preparatlarda bu oldukça zordur. DR. BAUMANN ARAŞTIRMALARI, sadece kremlerde değil, lipozomlarda dahi parfüm ve kimyasal konserve katkı maddeleri kullanmadan ürünlerin güzel kokmasını ve uzun süre dayanıklı kalmasını başardı.

Lütfen, kozmetik ürünlerin cilde uyumlu olup olmadığının değerlendirmesini yaparken tüm içerik maddelerini tek tek dikkate alarak göz önünde bulundurun. Zira sadece tek bir içerik maddesinden dahi ürünün tümü iyi tolere edilemeyebilinir.

Bir zincirin bütün halkalarının kalın, sadece bir halkanın ince olduğunu ve en ufak bir baskıda zincirin bu ince halkadan kopacağını düşünecek olursak, birçok iyi içerik maddelerinin yanı sıra sadece bir tek uyumsuz alerji tetikleyici madde içeren ürünün, tamamının iyi tolere edilememesi söz konusudur.

Parfüm ve konserve maddesi içermeyen DR. BAUMANN ürünlerinde, olabilecek en yüksek güven içerisinde, uyumsuz veya tolere edilemeyen bir reaksiyon göremeyeceğinizden emin olabilirsiniz. Ancak %100 bir güvence olamaz. Çünkü normalinde tolere edilen bir etki maddesi bazen alışılmışın dışında içsel temayül gösteren bazı kişilerde alerjik reaksiyonu tetikleyebilir. DR. BAUMANN ürünlerinde gerçekten istisna olan böyle bir reaksiyonla karşılaşacak olursanız müşterinize, ilgili bağlantıları açıklayabilir,  tolere edilebilen DR. BAUMANN'ın diğer ürünlerine yönlendirebilirsiniz. Böylece müşterinizin güvenini tekrar kazanmış olursunuz. Zira tam da ürünlerin cilde olağanüstü uyumluluğu DR. BAUMANN ürünlerinin özelliğini taşıyor. Özellikle de cilde duyarlı kremleri bulmakta zorlanan kişiler DR. BAUMANN COSMETİC ürünlerinin en sadık müşterileri oluyor.

 

Lipozomların temel bilimi

Lipozomlar, çift tabakalı fosfolipitler üzerine bina edilen zarlardan oluşan içi boş lipit cisimlerdir. Bu fosfolipitler huni şeklinde hidrofil (suda çözünen) ve kuyruk şeklinde lipophil (yağda çözünen) bir bölüm içerirler. Soya'dan elde ettiğimiz doğal fosfolipitler sulu bir ortamda, elverişli ikmal ile huni şeklindeki lipozomlara dönüşürler.     
Fosfolipitlerin, lipopil sonları yan yana gelerek dış kenarlarda hidrofil (suda çözünen) ve içlerinde (yağda çözünen) lipopil içeren çift zarı oluşturmak suretiyle teşekkül ederler (şekil alırlar). Bu sebepten lipozomun içi de dışı da hidrofil (suda çözünebinen), lipozom zarı ise lipopil (yağda çözünebilen) dir. Buna göre lipozomlar, (örneğin vitamin C, kimyasal konserve katkı maddeleri) gibi yağda çözünen maddeleri lipozom zarında toplayabilir ve cildin içerisine taşıyabilir. Lipozomların taşıdıkları etki maddeleri cilt tarafından memnuniyetle kabul edilir. Ancak parfüm ve konserve katkı maddeleri gibi içerikler organizma tarafından yabancı maddeler olarak teşhis edilir. Bu da savunma mekanizmasının alerji tetikleyici reaksiyon göstermesine sebep olur. Dolayısıyla sağlığa son derecede zararlı olan bu maddelerin ciltte yeri yoktur.
Bu sebepten üretici firma ve kozmetikçilerin lipozom kullanımı, özellikle sorumluluk isteyen, fizyolojik ortamdaki bilgilere sahip olmayı gerektirir. Aksi takdirde tüketiciye zarar vermiş olursunuz. Bu yüzden DR. BAUMANN COSMETİC, parfüm ve konserve katkı maddeleri içermeyen lipozom preparatlarını üretmiştir.
Cilt hücrelerinin duvarları da aynı lipozom zarların, bina edildiği fosfolipitlerden oluşmuştur. Ayrıca cilt hücreleri aralarında bulunan, hücreler arası madde de büyük çoğunlukla fosfolipitlerden oluşur. Sürekli uygulanan temizlik işlemlerinden dolayı yok olan hücreler arası maddeler veya hafif zarar gören cilt hücreleri, lipozomlar sayesinde eksik olan fosfolipitleri mükemmel tamamlar. Fosfolipitler dışında ceramitler de hücreler arası maddelerin önemli bir parçasını teşkil ederler. Bu sebepten fosfolipit ve ceramitlerin arasındaki irtibat, LİPOSOME-MULTİACTİVE-BİO-CERAMİD, LİPOSOME MULTİVE SUPER CURE ve SUPER CREAM ürünlerinde olduğu gibi gerçek anlamda idealdir.
Sadece buradan bile lipozom ve ceramitlerin ideal bir cilt bakımını oluşturduğunu ve bu sebepten bilimsel esaslara dayanan görüşlerimize göre vazgeçilmez olduklarını anlayabiliriz. Fosfolipitlerden oluşan hücre duvarları ile özdeş olmasına dayanan sebeplerden dolayı mükemmel tolere edilmelerine güvence verilir. Zaten cildin yapısında bulunan maddeleri, cildin üzerine veya içine verdiğinizde normal şartlarda kabul edilmeme gibi reaksiyonlar oluşamaz.
Bu yüzden, olası bir alerjik olayından, mükemmel tolere edilen lipozomlu ürünler sebep gösterilemez. Ancak sorumsuzca davranılan ve ciltte işi olmayan parfüm ve konserve katkıları gibi her türlü maddelerin lipozomlar aracılığı ile cilde taşınmasına sebebiyet veren uygulamalar bundan mesul tutulabilir.
DR. BAUMANN COSMETİC, tek katlı lipozomlardan daha etkili olan çok katlı lipozomları kullanıyor. Söz konusu çok katlı lipozomlar, her biri diğerinin üzerine geçebilen (iç içe katmanlı) lipozomlardır. Bunların büyüklükleri yaklaşık 5-7 hatta bazen 12 iç içe geçmiş farklı boyutlardan oluşabiliyor. Bu boyutlar yaklaşık 20 ve 30 nm arasında değişebiliyor. Lipozomların derine inme yetenekleri direkt olarak boyutları ile ilişkilidir, yani lipozom ne kadar küçükse derine inme şansı o kadar yüksektir. Bilimsel araştırmalarda özellikle küçük boyutlu lipozomların cilde daha iyi nüfus ettikleri görülmüştür. Çok katlı lipozomlar, bildiğimiz kozmetikte kullanılan diğer etki maddelerinden cildi daha aktif nemlendirme özelliği taşırlar. Yapılan bilimsel araştırmalar, çok katlı lipozomların cildin nem oranını 7 gün içerisinde neredeyse %100 arttırdığını ispatlamıştır. Bizim bilimsel araştırmalarımıza göre çok katlı lipozomlar, ceramitler, küpe çiçeği yağı ve Vitamin E ile birlikte günümüzde mümkün olan en iyi cilt bakımını oluştururlar.

Yağların temel bilimi

Başarılı bir cilt bakımında doğru yağların seçilmesi oldukça önemlidir. Zira mineral yağlar ucuz olmasına rağmen ciltte, bitkisel doğal yağların sağlamış olduğu o güzel hissi sağlayamazlar daha da önemlisi doğal yağların içerdiği değerli maddeleri içermezler. Ayrıca ucuz mineral yağların en büyük dezavantajı özellikle yüksek konsantrede kullanıldıklarında ciltte oluşturdukları film tabakasıdır. Copenhag üniversite kliniğinde yapılan bilimsel araştırmalarda yüksek konsantrelerde kullanılan mineral yağların, cildin özlerinden olan lipit bariyerini geri ittiğini göstermiştir öyle ki, preparatın kullanımı bırakıldığı halde, cildin su kaybına neden olmaktadır ki bu da daha sonra cildin kuru, çatlak ve pullanmasına neden olur.
Tecrübelerimize göre istisna olarak bazen bu efekti, değerli bitkisel yağların yerine ucuz mineral yağların kullanıldığı zamanlarda da görebiliriz. Bitkisel yağlar cilt üzerinde geçirmez bir tabaka (Okklusiveffekt) oluşturmazlar, vücut özlerinden olan lipit bariyerlerin tekrar yapılanmasını ve yenilenmesini sağlarlar. Bu işlem biraz zaman alacağında bu dönem içerisinde cilt hala kuru ve pütürlü olacaktır. Demek ki buna göre mineral yağ içerikli bir preparatla bitkisel doğal yağlar içeren bir ürüne geçtiğinizde ciltte olabilecek kuruma ve pütürden, değerli bitkisel doğal yağlar sorumlu tutulamaz, bilakis önceden kullanılan mineral yağlar sorumludur.

Önerimiz: İlgili müşterinizi önceden kullandığı mineral yağların etkisi üzerine bilgilendirin ve her halükarda DR. BAUMANN uygulamalarını devam ettirin ki, cilt tekrar bariyer işlevini geçerek doğal lipit ve yağ asitlerini üretebilsin.
Gerçi Okklusiveffekt (geçirmezlik) kozmetik bakımında sağlıklı bir ciltte istenilmeyen bir durumdur ama bazı cilt hastalıklarında dermatolojik iyileştirme uygulamalarında oldukça faydalı olabilir. Bu sebepten tıbbi krem (merhem) lerdeki mineral yağlar kozmetik preparatlardan farklı değerlendirilmelidir.

INCI Deklarasyonundaki mineral yağlar: Mineral Oil, Petrolatum, Paraffinum-Liqudium, Cera Microcristallina; Microcrystalline Wax, Ozokerit; Ceresin.Özel durumlarda Eucerin: Wollfettalkoholen (yün yağı alkolü) ve mineral yağların karışımı, küpe çiçeği yağı, esentiyel yağ asidi olarak Gamma-Linolik asidi içerir.

Birçok kişilerin metabolizmasındaki Gamma-Linol asit üretimi bozulmuştur. Bu ise Neurodermitis (hastalığına) kadar ilerleyebilir. Özellikle bu hastalıkta ayrıca çok kuru ciltlere Gamma-linolik asitli küpe çiçeğinin verilmesi çok etkilidir. Ne yazık ki her kozmetik preparatta bu değerli küpe çiçeği yağını bulamıyoruz. Zira çok pahalı ve işlenmesi oldukça güçtür. Doymamış yağ asitlerine sahip olma niteliğinden dolayı hafif ağırlaşmaya meyillidir. Dolayısıyla her kozmetik üreticilerin doymamış yağ asitlerinden kaynaklanan bu oksitlenmeye etkili olabilecek koruyucu anti-oksidant teknolojik tesisleri bulunmamaktadır.

DR. BAUMANN COSMETİC ürünlerinde burada sayacağımız ve ilerde "Etki maddelerin temel bilimi" sütun başlığı altında daha detaylı ele alınan doğal yağları kullanıyor: küpe çiçeği yağı, jojoba yağı, shea yağı (tropik shea ağacı cevizi), macadamia yağı (hawai cevizi) ve susam yağı.

 

İçten gelen (içsel) sağlık ve güzellik bakımının temel bilimi

Sağlıklı bir vücut güzel bir cildin esas temelidir. Bu yüzden bir parça medikal temellere dayanan sağlık bakımının, manası olmalıdır. O halde cilt bakımına mükemmel tamamlayıcı olarak içsel etki maddelerin yanı sıra dışarıdan vereceğimiz cilt ve sağlık için pozitif etkisi olan çok katlı lipozomlardan daha iyi başka ne olabilir?
Bunlar, Vitamin C, Vitamin E, Vitamin B12 ve Vitaminler olarak provitamin A (Beta-Carotin), iz elementlerinden selen, magnezyum, üzüm kabuğu ekstresinden elde edilen mineral maddeler ve biaflovon olarak da kalsiyum ve kil'dir. Bilimsel tetkikler olağanüstü değerli olan bu maddelerin tesirlerini kanıtlar. Önemli olan dozajın optimal olmasıdır ki, çok miktarda olduğu gibi az miktardaki maddelerin dozajı da organizma için iyi değildir. Ayrıca sinerjik efekt açısından önemli olan vitalik maddelerin doğru kombine edilmesi, dikkatlilik ve  özen ister.
Bundan dahi şunu anlayabiliriz; maddelerin gelişi güzel isteğe göre dozajlanması ve kombine edilmesinin bir anlamı yoktur. Hedefimize varmanın koşulu sadece doğru, dengeli dozaj ile olacaktır.
Hedefimiz: Sağlığı koruyarak mümkün olan en iyi cilde sahip olmak.
Bilimsel tetkik araştırmalar, kanser, kalp-ve dolaşım hastalıkları ile yeterli vitamin ihtiyacı arasındaki bağlantıyı anlamlı bularak belgelemiştir. Birçok yıllar boyunca süren 5000 kişi üzerinde gerçekleşen Basler tetkiklerinde, başlangıçta düşük anti-oksidant kan değerlerine sahip olan kişilerin, yüksek vitamin değerlerine sahip olan kişilere göre daha sık kanser hastalıklarına yakalandıkları görülmüştür. Aynı bağlantı tümör hastalıkları ile selen arasındaki irtibat içinde açıklanmıştır. Topraktaki selen konsantre değerleri ne kadar düşük ise (bu anlamda toprakta büyüyen bitkilerde de düşük olacağından) halk arasındaki kanser oranı da o kadar yüksektir. Tersine, topraktaki selen değerlerinin yüksek olduğu bulgularda tümör hastalıklarına yakalananların sayısı da bariz daha az olarak tetkik edilmiştir. Almanya selenden yoksun bir bölgedir.
İz elementi olan selen C,E vitaminleri ve Beta-Carotin ile birlikte hücre koruma fonksiyon işlemini talim eder. Bu sayede hücrelere zarar veren serbest radikallere karşı etkin olur. Bu maddeler güçlerini arttırmak için birlikte hareket ettiklerinde, kombineli alındıklarında etkilerini artırırlar (sinerjik efekt). Buna göre vitamin E ve selen birlikte alındığında ayrı ayrı alınmaktansa çok daha etkilidirler. Vitamin E, toplu besin olarak ve/veya DR. BAUMANN'ın tamamlayıcı besinleri ile yeterli derecede içten alınması gerektiği gibi LİPOSOME MULTİACTİVE ürünü ile dışarıdan da alınması gerekir. Zira antioksidant hücre koruma fonksiyonluğunun yanı sıra cildi nemlendireceğinden cilt için mükemmel bir ışık koruyucusu olacaktır. Hatta UV- ışıklarından oluşmuş zararları gözle görülür bir şekilde sınırlayacaktır.
Magnezyum önemli bir mineral maddesidir ve her zaman yüksek miktarda Vitamin C ile birlikte alınmalıdır. Kil, tırnak ve saçların uzamasını pozitif etkiler. Bioflavon, tetkikler sonucunda kitaplarda antioksidant niteliklerinden dolayı kalp-dolaşım hastalıklarına karşı koruyucu olarak belirtilir. Ayrıca kırmızı şarap da, Bioflavonun sağlıklı etkilerine dayandırılıyor, ancak daha çok, mahzurlu, alkol nitelikleri için alındığını söyleyebiliriz. Yukarıda saydığımız tüm maddelerin DR. BAUMANN' ın tamamlayıcı besinlerinde bulunduğunu ve içeriğinde kesinlikle hayvansal maddelerin bulunmadığına, sizleri temin ederiz. Kapsüller jelâtinden olmayıp tamamen doğal selülozdur. Bunun dışında Gamma-linolik asitli doymamış değerli yağ asitleri içeren küpe çiçeği yağını, içten ve dıştan almanızı öneririz. Küpe çiçeği yağı doğal iyileştirici olarak çeşitli cilt hastalıklarında olduğu gibi örneğin; Neurodermitis hastalığında kullanılır. Burada linolik asidin Gamma-linolik aside geçişindeki metabolizma adımı çoğu kez bloke edilmiştir. Tam da bu sebepten dolayı içten ve dıştan alınan Gamma-linolik asit içerikli küpe çiçeği yağı başarılı olabilir. Fakat aslında Neurodermitis hastası olmayan birçok kişide de linol asidin Gamma-linolik aside geçişindeki metabolik adım bozulmuştur. Yani Neurodermitis hastası olmayan kişilerde de, cildin mekanizma işlevi bozulmuş olabilir. Bu sebepten küpe çiçeği yağının içsel ve dışsal bakım gücü ve cilde olan yararından dolayı, küpe çiçeğinden vazgeçilmemelidir.
DR. BAUMANN'ın küpeçiçeği yağlı-ampulleri içten ve dıştan terkipler için uygundur.

 

Beslenmeye dair temel bilim

En yeni fizyolojik beslenme bilimlerine göre, sağlıklı bir beslenme et içermeyen ve mümkün olduğu kadar bitkisel gıdalardan oluşan besinlerden ibarettir. Bu araştırmalar etik değerler göz önünde bulundurulmadan sadece objektif bilimsel bulgular neticesinde, insanlar için en sağlıklı besin türünü bulabilmek amacıyla yapılmıştır.
Kısa bir zaman önce Amerikan sağlık araştırmaları 35 ülkede yaptıkları epidemiyolojik tetkikler sonucunda, göğüs kanserine (zamanımızda kadınlarda ne sık rastlanılan kanser) yakalanan kadınlarda et tüketiminin en önemli rol oynadığını açıklamıştır!
Bu tetkikler 2001'de ünlü kanser araştırmaları "cancer" (Bd. 94, S. 272) medikal uzman magazin dergisinde yayınlanmıştır. Kanser, kalp krizi, yüksek tansiyon, yağ metabolizma bozuklukları, gut vb. gibi birçok hastalıklar çok fazla et ve hayvansal tüketimi ile bağlantılıdır. Ayrıca etik açıdan baktığımızda da her şey etsiz beslenmenin tarafındadır. Zira günümüzde uygulanan ama doğru olmayan hayvan bakımındaki işkence, ahlaki değerler açısından kabul edilecek gibi değildir. ( "etki maddelerine dair temel bilgiler" sütun başlığına bakınız). Et tüketiminden yana mı yoksa karşısında mı olmaya karar vermek demek, kısa bir damak zevki ile bir hayvanın ölmesini gerektiren fiilin ahlak-etik değerlerini ölçüp tartmak anlamına gelir. Vicdanını kabartmak isteyen hiç kimsenin, bir hayvanın veya yavrusunun yaşamına karşılık, kısa süren bir damak zevki için prim vereceğini sanmıyoruz.
Mümkün olduğu kadar tam değerli, çeşitli ve tabii besinlerden oluşan gıdalar ideal beslenme şeklini ortaya koyarlar. Ancak süt, süt ürünleri ve yumurta gibi gıda türünde de usule uygun (hayvan bakımları) olmaları dikkate alınmalarıdır. Bu sadece hayvanlara olan öz saygıdan değil kendi menfaatimiz adına da önemli olan bir husustur. Zira usule uygun ve ekolojik hayvan bakımı, antibiyotik, hormon ve diğer kimyasal içermediğinden insanlar için daha sağlıklıdır. Hatta yeni araştırmalar, usule uygun hayvan bakımından elde edilen süt ve peynirin sağlığa faydalı ve kanser koruyucu maddeleri örneğin; fiili linol asidi içerdiğini göstermiştir. Ayrıca, süper marketler zinciri "Rewe" , "Füllhorn-Produkten" altında ekolojik ve usulüne uygun değerli ürünleri hizmete sunmaktadır.
Yağlara yönelik şu kuralları aklımızdan çıkarmayalım:
Yağ, insanı yağlandırır (şişmanlatır) ve çoğu zaman hasta eder. Bir ünite yağda, karbonhidrat ve proteine göre yaklaşık iki kat enerji vardır.
Batı endüstri ülkelerinde, beslenme alışkanlıkları üzerine yapılan tetkiklerde çok fazla hayvansal yağ tüketildiği ve birçok medeni hastalıkların bununla ilişkilendirildiği neticesine varılmıştır. Daha fazla tüketilen hayvansal yağ ağırlıklı, doymuş yağ asitleri ile az tüketilen bitkisel yağ ağırlıklı, doymamış yağ asitleri arasında sağlık açısından olumsuz ilişki oluşturuyor.
Genel olarak hayvansal yağlar mümkün olduğu kadar az tüketilmeli. Zira sadece gizli yağlar (örneğin; sucuklar %65 yağ içerebilir) bile çemberin büyük kısmını kapsıyor. Anlamlı olan, salataları değerli bitkisel yağları ile hazırlamaktır, böylece vücudun esentiyel, doymamış yağ asit ve yağda çözünen vitamin ihtiyacı karşılanmış olunur. Zengin içerikli hayvansal yağların bulunduğu besin tüketimi sadece şişmanlığa sebep olmakla kalmayıp bazı kanser çeşitlerinin oluşmasına da dayandırılabiliyor.
Karbonhidratları "basit şeker" , "iki katlı şeker" ve "çok katlı şeker" (polisakkarit) olarak ayırıyoruz. Basit şeker (örneğin üzüm şekeri) ve iki katlı şeker (örneğin ham şeker) en tatlı şeker olduğundan sadece çocuklarda değil herkes tarafından sevilen şekerlemelerdir. Birçok olumsuz niteliklere sahip olduklarından mümkün olduğu kadar kullanılmamalıdır. Yüksek oranda diş çürümelerine sebebiyet verdikleri için en azından her tüketimden sonra dişler fırçalanmalıdır. Monosakkaritler sindirimden hızla kana geçerler, bu da insülinin aniden keskin yükselmesine, dolayısıyla daha sonra kandaki glikoz konsantresinin ani düşüşüne sebep olur. Müteakiben açlık hissi oluşturacağından kişiyi tekrar tatlı yemeye sevk eder. Bu tatlılar aracılığı sayesinde vücuda, vitamin ve vitalik maddeler içermeyen ve yağ dokularının hızla büyümesini sağlayan "boş kaloriler" alınmış olur. Beslenme fizyolojisine göre değerli olan şeker, çok katlı şekerlerdir. Buradaki monosakkaritler, mide-bağırsak kanalında yavaş yavaş serbest bırakılır, bu da nitekim kan şekerinin dengelenmesine ve uzun müddet tokluk hissine sebep olur.
Ayrıca çok katlı şekerler, (patates, doğal pirinç, makarna) gibi bitkisel gıdalarda bulunan değerli sindirilmemiş safra maddeleri ve vital maddeleri ile bağlantılı olduğundan, karbonhidratlar için önemli kaynak oluştururlar.
Zengin lif içerikli gıdaların tüketilmesi düzenli bir dışarı çıkma (defi hacet) için önemli bir koşuldur ki bu sayede oluşabilecek çeşitli hastalıklara karşı bir profilaksi (koruma) oluşur. Bitkisel gıdalar, vitaminler, mineral maddeleri, iz elementleri ve sekunder bitki maddeleri gibi birçok maddeleri içerdiğinden tümör ve diğer hastalıklara karşı etkindirler. Sağlıklı bir insan günde en az 2-3 litre sıvı tüketmelidir. Yaz mevsiminde bu sıvı daha fazla olabilir, su veya mineral suyu (soda) olarak içilmelidir. Böbreklerin, zehirden arınma işlemine cildin nem katkısına yardımcı olur.

 

AHA- meyve asitlerine dair temel bilim

Birçok kozmetik firmaları, güzellik salonları ve tüketici, yeni bir moda dalgası çıkar çıkmaz atlıyor. Bu anlamda olabilecek sağlık problemlerini düşünmüyorlar bile. Çoğu zaman uzmanca bilgilerden yoksun basın ve pazarlama expertleri reklamlarında AHA meyve asitlerini nerdeyse göklere çıkarıyorlar. Uzun vadede oluşabilecek dermatolojik izler özelliklede yanlış uygulamalarda, galiba kimseyi ilgilendirmiyor. Bilhassa sağlıklı normal incelikteki bir cilt nasır tabakasında, cildin daha da inceltilmesi tamamen manasızdır hatta zararlıdır.
Nasır tabakası vücudumuzda, hiçbir şekilde zarar görmemesi gereken önemli koruma bariyerini teşkil ediyor. Normal kalınlıktaki nasır tabakası inceltilirse koruma bariyer fonksiyonları güçsüzleşir. Burada her şeyden önce ışık nasırının incelmesi düşünülmelidir. Bu anlamda hassaslaşan ciltten UV ışınları çok daha rahat girebileceğinden ve hücrede zararlar oluşacağından kötü huylu cilt tümörlerinde artış olacaktır. UV ışınlarına yoğun maruz kalan ciltte zamanından önce yaşlanma prosedürü ve kırışıklıklar olacaktır. Eğer meyve asitleri kışın daha az güneş var diye uygulanırsa bu sefer de ciltte soğuktan oluşabilecek zararlar görülecektir. Özellikle günlük uygulamalarda düşündürücü olan cilt florasının fizyolojik kısıtlanmasıdır zira bu takdirde patojenik mikroplar ciltte yayılacaktır. Ayrıca bakteri, virüs ve mantarlara karşı kendini savunan Immun savunma sistemi de zayıflayacaktır. Cildin egzama ve kontakt alerjilerine yönelik hassasiyeti uzun vadeli artacaktır.
Meyve asitleri sadece temeli oluşturan cilt problemlerinde ve kalınlaşmış nasırlı tabakada uygulanmalıdır. Örneğin; kalınlaşmış ve temiz olmayan bir ciltte üst tabakanın soyulması manidardır. Bu soyma işlemi ile aknenin tabanını oluşturan ve cildin kalınlaşmasına sebebiyet veren yağ bezi çıkışları ortadan kaldırılır. Bu anlamda kullanılan meyve asitleri önemli ve problemsiz bir uygulamaya ışık tutarlar. Soyma kürleri sayesinde gerçekleşen, anlamlı uygulamalar, soyma kürleri sayesinde cilde arada bir kendini yenileme şansı verilir. Bu sebepten DR. BAUMANN COSMETİC meyve asitlerinden gliko asitle soyma kürü şeklinde bulabilirsiniz. Cilt tipini tetkik edebilmek ve hedefe yönelik soymanın etkisini alabilmek için %10, %20 ve %30 basamaklı konsantrelerde sunuyoruz.
Unutmayın: Soyma kürü şeklinde sunulan meyve asitleri, kalınlaşmış nasır tabakanın mükemmel bir şekilde normal ölçülere inmesini sağlar özellikle de buna bağlı sivilce ve akne oluşmuş ise diğer taraftan, eğer normal bir nasır tabakasına sahipseniz o taktirde günlük bazı meyve asit kremleri veya ona benzer ürünler ile cildinize kötü muamele yapmayın.

 

 

Kozmetikte oksijene dair temel bilgiler

Bildiğiniz gibi kozmetikte hala oksijen terapisi ve oksijen kremleri hizmete sunulur. DR. BAUMANN COSMETİC ürünlerinde niçin oksijen kullanılmadığına yönelik bir soruya cevap verebilmeniz için bu konuyla ilgili burada kısaca geçiyoruz:
Birçok kişilerin prensip olarak kozmetik ürünlerinde bulunan oksijenin yüksek miktarda alınmasının iyi olduğu düşüncesi istismar ediliyor. Oysa deri ve organizma, hücrelerin ihtiyacı olan oksijeni yeterli derecede ciğer ve kan dolaşımı sayesinde alıyor, hem de ek olarak oksijen kremlerine veya oksijen terapilerine gerek duymadan. Oksijenin olması gereken yer acil tıptır. Bu sayede hastalanan solunum yollarının yetersiz kaldığı ve hücrelere gerektiği gibi oksijen veremediği durumlarda güven temin edilmiş olur. Oksijen kremlerinin aracılığı ile hatırı sayılır miktarda oksijenin cilde verilmesinin doğru olup olmadığına tereddütle baktığımız halde bu sayede vaat edilen oksijen miktarının %100 artırmanın sağlıklı bir cilt için arzu edilmeyen bir durum hatta zararlı olduğunu düşünüyoruz. Zira fizyolojik kitaba göz attığımızda derhal şunu görebiliriz: Organizma ve cildin ihtiyacı olan, yüksek miktarda oksijen değil, doğru konsantre edilmiş oksijendir bu da zaten kan dolaşımı sayesinde temin ediliyor. Kitaba devam ettiğimizde: Oksijenin fazlası hücre enzimleri üzerine toksin (zehirli) etki yapıyor. Öyle ki hücrenin fonksiyonluğu zarar görüyor. Fakat kozmetik kremlerin böyle bir görevi olamaz. Ayrıca oksijen kremleri ile ilgili böyle bir zarar henüz ortaya çıkmadığı için bu anlamda bağlantının bahse değer etkisinin söz konusu olmadığı kanısındayız. Söz edildiği şekilde oksijenin cilde yedirilmesi için çözücü araç olarak flüorit hidrokarbür maddelerine ihtiyaç vardır ki bunların metabolizması bugüne kadar açıklanamamıştır. Bu sebepten flüorit hidrokarbür maddeler tıptan uzaklaştırılmıştır.

Netice: Kozmetikte, oksijenin kullanımı tereddütlerin de üzerinde şüphelidir. Bunun yanı sıra sağlık açısından oldukça fazla riskler söz konusudur. Böylelikle DR. BAUMANN COSMETİC için oksijen maddesinin kullanımı pek anlaşılabilir şekilde yasaktır.

Cilt ve güneşe dair temel bilgiler

İnsanlar için güneş ışınlarının hayati önemi vardır. UV ışınları sayesinde cilde Vitamin D olarak sentezlenir ve böylece bağırsaktan emilen kalsiyum ile kemiklerin normal gelişimi için önemli olan işlem sağlanır. Ayrıca güneşli bir havanın bizi neşelendirdiğini ve hormonal idaremizi pozitif etkilediğini düşünürüz. Ancak güneş ışınlarının pozitif etkileri bizleri, UV- ışınlarına karşı olan tavrımızı abartmaya yöneltmemelidir. Zira Paracelsus'un dediği gibi, zehiri zehir yapan dozajıdır. Yüksek miktardaki güneş ve solaryum ışınları cilt üzerinde negatif etki oluştururlar. Bunlar UV-C ışınları için geçerli olduğu gibi  (250-280 nm), UV-B ışınları (280-315 nm), UV-A ışınları (315-400 nm) içinde geçerlidir. Halbuki abartmadan aldığımız ışınları vücut, normal şartlar altında öz koruma ve onarma mekanizması sayesinde, oluşabilecek bir çok zararları önlemeye veya tamir etme gücüne sahiptir. Elbette bunu yapabilmek için Immum sisteminin sağlıklı olması koşulu vardır yine burada sistemin beslenme ve yaşayış tarzımızdan gittikçe etkilendiğini dikkate almalıyız. Ancak otama mekanizması, çok fazla alınan ışınlara karşı yetersiz kaldığında ciltte ileriye yönelik ciddi zararlar oluşacaktır. Burada cildin zamanından önce yaşlanması ve kırışıklıkların oluşması en zararsız izler olarak bilinmelidir. Daha kötüsü hücre çekirdeğinin DNA genetik bilgileri değişeceğinden ve hücrelerde kontrolsüz büyümeler türeyeceğinden tümörler oluşacaktır. En kötüsü ise Melanom "siyah kanser" olarak bilinen kanserdir. Melanozitlerden oluşur ve dişi urlar sayesinde çok hızlı olarak bölgelere ayrılır. Tam da bu noktadan abartılmış UV-ışınlarından kaçınmak ve melanomum erken teşhisi çok önemlidir. Aksi takdir de kesinlikle sağ kalma şansı yoktur.
Özellikle güzellik uzmanına burada çok önemli bir görev düşüyor. En ufak bir şüphede müşterinin derhal dermatologa gitmesi sağlanmalıdır. Bu anlamda hızla ve düzensiz büyüyen kenarlar, iltihap, kanamalar, çökük, düz olmayan yüzeyler, koyu veya düzensiz pigmentleşme gibi ciltteki tüm anormal değişikleri sıralayabiliriz. DR. BAUMANN COSMETİC, güzellik uzmanlarına, erken teşhis edilebilecek cilt kanserlerini ve kozmetik enstitülerde mühim olan tüm dermatolojik hastalık bilgilerini içeren seminerler veriyor.
Abartılmış UV ışınlarından özellikle yanıklardan kesinlikle kaçınılmalıdır zira bu zararlar ciltte muhafaza edilir ve tekrar iyileştirilemez. Çocuk yaşlarda sık sık güneş yanıklarına maruz kalanların sonraki yaşamlarında Melanoma sebebiyet verdiklerini günümüzde artık biliyoruz. Bu anlamda cilt koruyucu vitaminlerden Vitamin E ve Beta-Carotin önemli koruma sağlıyor, hatta vitamin E, güneşten yanmış hücrelerin sayısını oldukça azaltabiliyor. Bu cilt koruyucu vitaminler içten (tamamlayıcı besin olarak) ve dıştan, iyi bakım ve koruyucu preparatlar sayesinde Vitamin E ile birlikte temin edilmelidir. Aynen DR. BAUMANN COSMETİC'te sunulduğu gibi.
Çinko oksit ve titan dioxit gibi doğal mineralli inorganik pigmentlerin avantajları şunlardır; UV- koruyucu bir etki oluşturmaları, cilde nüfus edememeleri ve mükemmel tolere edilmelidir. Octocrylene mükemmel tolere edilen bir ışık koruyucu filtredir ve ek koruma sağlar. DR. BAUMANN araştırmaları bu bilgiler doğrultusunda geliştirilen, daha  iyi ve koruma sağlayan güneş koruma ürünlerini sizlerin hizmetine sunuyor.
Takdim edilen gelişme özellikle yüksek oranda alerji tetikleyici olan parfüm ve kimyasal katkı maddelerinden kaçınmaya binaendir.
Güneşlenmenin ve hafif bronzlaşmanın keyfini çıkarabilmemiz, yeni bilimsel bilgilere binaen hazırlanan güneş koruma preparatları ile birlikte güneş ve solaryuma sergileyeceğimiz tutumlara bağlıdır.

Etki maddelerine dair temel bilgiler

Etki maddelerini kabaca doğal ve sentetik/kimyasal (bio tekniksel elde edilen maddeler) olarak ikiye ayırabiliriz. Elbette ilk etapta doğal maddeleri tercih ediyoruz ancak bu noktada ikinci etapta bahsi geçen kimyasal maddeleri toptan silip atmaya yönelik yapılabilecek bir hataya karşı sizleri ikaz etmek isteriz. Zira bazı doğal madde insanlar için son derece zararlıdır ve sentetik veya bio tekniksel üretilen bazı maddelerde insanlar için çok değerlidir, hatta bu maddeler doğada bulunan maddelerden çok daha saf olabilirler.

DR. BAUMANN ARAŞTIRMALARI, bu maddeleri tek tek ele alarak, bunların sağlık ve cilt bakımına etkili olan avantajlı etki yöntemlerini tetkik ediyor. Daha sonra ancak bu kriterlere uygun olan maddeleri seçiyor. Bu sebepten mümkün olduğu kadar cilt ile akraba yani cilt ile özdeşli maddeleri, ki bu maddeler zaten ciltte veya vücutta öz madde olarak bulunduğundan, normal şartlar altında alerjiye sebep vermediklerinden kullanmayı tercih ediyoruz.
Bunun dışında bitkisel ve hayvansal maddeler olarak da kıyaslama yapılır. Bizim araştırmalarımıza göre hayvansal maddelerin bitkisel maddelere göre tercih edilebilecek bir avantajı bulunmamaktadır. Bu anlamda ürünlerin kalitesine yönelik bir dezavantaj oluşmadığından katledilmiş hayvanlardan elde edilen hayvansal içerik maddelerini kullanmaktan vazgeçebiliyoruz. Kaldı ki nitelikli hayvansal maddelerin bazıları artık bio tekniksel olarak örneğin; hyaluron asidi veya bitkisel ham maddelerden (Cetylpalmitat) (köpek balığından elde edilen maddenin yerine) olarak üretilebiliyor.
Son tüketici olarak bizler et yiyerek hayvanların işkence altında barındırılmasına veya hayvansal içerikli ürünleri alarak bir talep oluşturmaya katkıda bulunuyoruz. Bu hareketimizle hayvanların işkence çekmesine en başta biz sebep oluyoruz. Üstelik fizyolojik olarak baktığımızda memeli hayvanların, ağrıyı bizler gibi hissettiğini bildiğimiz halde.
Önemli diğer bir ayrıntı ise böyle ortamda barındırılan hayvanların yemleri "üçüncü ülkelerden" ithal ediliyor. Bu ülkelerde halkın büyük kısmının açlık çektiğini hatta bazı çocukların açlıktan öldüğünü biliyoruz. Gelişmekte olan bu ülkeler sadece Endüstri ülkelerine olan borçlarından dolayı dövize ihtiyaç duyuyorlar ve bu sebepten yem ihracatı yapıyorlar. Bilgilere göre 1 kg et elde etmek için 20 kg bitkisel besin gereklidir. Et tüketilirken kendi sağlığımıza zarar verdiğimizi, hayvanların işkence çekmesine ve üçüncü ülke insanların ölümüne sebep olduğumuzu lütfen unutmayalım. Demek ki, egoistçe davranarak diğer canlıları kendi kaderlerine terk etmek veya et ve hayvansal içerikli kozmetika ürünleri tüketmeyerek bu eyleme aktif katkıda bulunmak arasında bir tercih yapmalıyız. Bizler bu tercihi yaptık ve ürünlerimizde katledilmiş hayvanların içerik maddelerini kullanmamaya kararlıyız. Ayrıca etle beslenmenin sağlık açısından oluşturduğu negatif etkiler bilimsel olarak ispatlandığından geriye sadece tek bahane kalıyor, damak zevki. Kısa süren bir damak zevkini, en geç bir hayvanın veya yavrusunun ölümüyle hatırladığımızda, et tüketiminin ahlaki değerleri göz önüne gelecektir.